Pazar, Ocak 18, 2009

Siz Ölü Çocukların Büyümediğine Gerçekten İnanıyor Musunuz?

Biz, ve dertlerimiz… Ne zaman büyüdük farkında bile olmadan, hayattaki en büyük derdi üzerinden geçen bulutların nereye gittikleri olan o küçük çocuktan uzaklaştık zaman içinde. Geceleri üstümüzde anlamsızca dolaşan ve sürekli şekil değiştiren o parlak yuvarlağın sevimli aydede olduğuna inanmıştık oysa. Ama gülümsemiyordu hiç. Hep pencerenin önünde bekledik yıllarca belki bize göz kırpar diye. Ve en önemlisi, belki gerçekten gözleri vardır diye… Bunun kocaman bir yalan olduğunu anladığımızda ise çoktan büyümüştük ve artık umrumuzda değildi. Oysa tek aydede mi vardı? Güneş de o en parlak turuncu kıyafetleri içinde koyu kahverengi dağların arasından çıkarak tatlı tatlı bakmıyordu bize. Her yana dağılmış, parmakla sayılabilecek kadar az saçakları da yoktu.

Çocukluk! Ne kadar da safmışız derler ya… Ne kadar da gerizekalıymışız diyorum ben. Büyüklerimiz bize güneşin her gün sayısı artan mezarlıklar üzerine de doğduğunu, bakışmaya kalkınca gözlerimizi yakacağını; ayın başıboş şairlerin saçmalaması için yaratıldığını ve o merak ettiğimiz bulutların kül olmuş, bitmiş evlerin dumanlarını saklamaya gittiklerini anlatsalardı çok mu şey kaybederdik? En azından bu kadar cahil, bu kadar gerizakalı olmazdık bunlarla ilk karşılaştığımızda. Artık koca insan sürülerinin vahşi hayatlarının sıradan parçaları olmuş şeylere bu kadar şaşırmaz, ağlamazdık. Rafta kalmış son gazeteyi almak isteyen komşumuzun sırtına bir mızrak saplayıp, leşini toplu mezarlara fırlatırdık. Huzur içinde gazetemizi okurken televizyonun önünden geçen eşimize kükrerdik. Bir daha buradan geçmemesi için televizyonun kenarına işeyerek işaret bırakırdık. Belki “sahiplendiğimiz” insanla sokak ortasında birlikte olurduk ama kimse dönüp bakmazdı. Daha özgür olurduk. Elimizdeki silahlar yeterince keskin oldukça kimsenin meselesi olmazdı küpe takmamız, saç uzatmamız, siyah t-shirtler giymemiz. Bir tek hoşlandığımız dişinin etrafında garip danslarla kur yapmamız aynı kalırdı sanıyorum… Ama bununla bir problemim yok –şimdilik.

Büyükler! Neler aldınız elimizden bilmiyorsunuz! Biz de bilmiyoruz ve artık maalesef ki biz de büyüdük. Çocuklarımız asla kızarkadaşıyla yolda yürürken, kırtasiyede fotokopi çektirirken göremeyecekleri aptal kuklaları izleyip eğlenecekler yine, varlıklarına inanacaklar birkaç yıllığına daha. Karşıya geçerken önce sola, sonra sağa, sonra tekrar sola bakacaklar. Sokakta boynu bükük görse “neyin var yavrum?” demeye zahmet etmeyecek huysuz teyzeler onlardan otobüste yer verme inceliğini bekleyecekler. İnce olmazsa zorla yontacaklar, onlar inceldikleri yerlerden kopana dek. Bir süre insanların neden “özellikle yaşlandıklarında” camilere koşuştuklarını anlayamayacaklar…

Gördük! Siz büyüklerin ne yaptığınızı gördük. Siz büyükler ki, büyük olmanızdan başka bir özelliğiniz yoktu. Ve sizden daha az büyükleri kullandınız hep. Saygı adı altında, itibar adı altında yedirdiler size hayatlarını dilim dilim… Yedirmeleri gerektiğine inanıyorlardı. Ama neden yedirmeleri gerektiğini bilmiyorlardı. Onları siz inandırdınız. Siz büyükler! Benim çocuğum halının kenarındaki deseni yol zannederek dandik bir oyuncak arabayı sürüp salak sesler çıkartmayacak. Aydedeyi tanımayacak, aya baktığında “ne lan bu yuvarlak” diyecek, taş atmaya çalışacak. Yeterince büyüyünce, ama büyük olmadan, bir 23 Nisan’da o koltuğa oturacak ve bir daha kalkmayacak!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder